|
|
| Yavuz Sultan Selim |
|
|
|
1470 - 1520 TÜRK tarihinin en büyük cihangiri olan bir padişahtır. II. Bayezit'in oğlu olarak Amasya'da doğdu. 1512 yılında tahta çıktı. Sekiz yıllık saltanatı sırasında İran'dan Mtsır'a kadar uzayan fetihleri ile dünya haritasının şeklini değiştirdi. Çaldıran'-da tarihin en büyük zaferini kazanarak Şah İsmail'in kudretli ordusunu yendi. Mısır'ı fethi sırasındaki Mercidâbık'da kazandığı meydan savaşı Türk tarihinin en büyük zaferleri arasındadır. Y AVUZ SULTAN SELİM'in kişilik karakteri hak-kında tarih kesin bir fikre sahip olamamıştır. Babası II. Bayezit ile harbe tutuşan, onu ilerlemiş bir yaşında tahtından indirtip sürgüne gönderen, hattâ bazı tarihçilere göre onu yolda zehirlettirip öldürten; öz ağabeyi ve tahtın vârisi olan Sultan Korkut ile 7 yeğeninin kellelerini vurdurtan Yavuz, katı ruhlu bir insandır. Merdüm-i dîderrie bilmem ne füsun etti felek Giryemî kıldı füzûn eskimi hûn etti felek Şîrler pehçe-i kahrımda olurken lerzân, Beni bir gözleri ahuya zebûn etti felek. Diyen .> yüzlerce yıldan beri mısraları dillerde dolaşan, «Hatayî» mahlasıyle yazdığı şiirlerde halkın konuştuğu Türkçeyi kullanan, Farsça divânı ile bir edebiyat şaheseri yaratan; Mısır'ı fethederken şehit düşen Sadrâzam Hadım Sinan Paşa'nın ölüm haberi karşısında «Mısır'ı aldık amma, ne çare ki Sinan'ı kaybettik» diye gözyaşları dö'cen şair ruhlu, hassas yaradılışlı bir insandır. Sonraları adını «Muhteşem», «Cihan Padişahı» gibi sıfatlarla tarihe geçirtecek olan sevgili oğlu Kanunî Sultan Süleyman'a, küçükken dünya haritasını gösterip: «— Bu harita-i âlem bir padişaha az gelir...» diyecek kadar haris görünürdü zaman zaman. «— Benim altın ile doldurduğum hazine-i hümâyûnu benden sonra gelenlerden kim mangır lie doldurursa, hazine onun mührü ile mühürlensin. Bu böyle olana kadar benim mührüm kullanılsın.» emrini verecek kadar mağrurdur da Yavuz Sultan Selim. Fakat hazine-i hümâyûnun, Topkapı Sarayı müze oluncaya kadar onun akik mührü ile mühürlendiği de bir gerçektir. Çaldıran Seferi sırasında, dört aydan beri yolda oldukları halde bir türlü Şah ismail'in ordusu ile kar-şılaşamamaktan huzursuzlanan orduda başgösteren geri dönmek arzusu karşısında atına atlayıp: «— Erkek olan peşimden gelsin, isteyen donunu başına geçirip karısının yanına döner. Ben Şah ismail'in ordusunu bulmaya gidiyorum!..» diyerek atını sürecek ve bütün orduyu peşinden sürükleyecek kadar yiğit yaradılışlıdır da. Mısır Seferi sırasında, yolda, devrin ulemâsından İbni Kemal Ahmet Şemseddin Efendinin atının ayağından sıçrayan çamur Yavuz Sultan Selim'in kaftanına yapışıp lekelemesi ve buna ibni Kemal'in çok üzüldüğünü görmesi karşısında: «— Ulemanın atı ayağından sıçrayan çamur bizim için bir ziynettir. Bu kaftanım bu çamur ile saklanıp tabutumuz üstüne örtüle.» diyecek kadar da âlicenap ve saygılı bir yaradılışa sahipti. Ve türbesinde bugün dahi bu çamurlu bej rengi kaftan onun sandukasını örtmektedir. Çaldıran zaferinden sonra, büyük yararlık gösteren Hadım Sinan Paşa, elini öpmeye geldiğinde: «— Hayır paşa... Asıl seni alnından öpmek gerektir» demek tevazuunu da gösteren insandır Yavuz. Mısır'ın fethi ile halifeliği Osmanoğullarına mal eden Yavuz Sultan Selim, adına hutbe okunurken kendisinden «Hâkimûl Haremeyniş - Serifeyn» diye bahseden hatibin sözünü kesip «hâkim değil, hadimdir» diye müdahalesi de onun tevazuunun bir diğer ifadesidir. Sırtında çıkan bir çıbanı tabibe dahi göstermek lüzumunu hissetmeyen koca Yavuz, hamamda bunu teîlâka sıktırmış ve bu patlatılma ameliyesinden sonra daha da azan çıbana önem vermiyerek Macaristan seferine çıkmak üzere ordu-yu hümâyûn ile birlikte Edirne'nin yolunu tutmuştu. Ancak alelade bir çıban olmayıp son derece tehlikeli bir «şi-ripençe» olan bu rahatsızlık çok geçmeden fecî bir şekil almış ve cihan fâtihini yola devam edemiye-cek bir ıstırap ve halsizliğe düşürmüştü. Çok tuhaf bir tesadüf eseri olarak sekiz yıl önce babası II. Bayezit'in vefat ettiği noktada duruldu. Artık son demlerinin geldiğini anlamıştı. Nedimi Hasan Can ile aralarında şu konuşma geçti. «— Hasan, bu ne haldir?..» «— Devletlûm, Cenâb-ı Hak'ka teveccüh edilecek zamandır...» «— Çocuk!.. Sen beni bunca zamandır kiminle bilirdin?..» Ve arzusu üzerine Hasan Can, kulağının dibinde Yasin okurken, ruh teslim etti koca Yavuz Sultan Selim... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


