Teknoloji ve Tasarım Dersi Anasayfa arrow Ünlü Türk Büyükleri arrow Ulubatlı Hasan












Ulubatlı Hasan Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Asker, saflar halinde atılıyordu. 53 günden beri o mucize topların döve döve hamurlaştırdığı surla­rın üzerine doğru yüklenen bir insan seli vardı. «Allah Allah» sesleri bir uğultu halinde semâyı kap­lıyordu. On binlerce meşalenin sarı aydınlığı üstüne, henüz güneş doğmamıştı. Serdengeçtiler surların, kalelerin üzerine yalın kılıç atılıyorlardı. Kalelerden, surlardan taş yağıyordu. Ok yağıyordu. Kızgın yağ ve aley alev yanan katran yağıyordu.

Sultan Mehmet Han, kahraman ordusuyla ve olanca ağırlığıyla yükleniyordu Bizans surlarının üzerine... Serdengeçtileri fedaîler, fedaîleri «Başı­bozuk» askerler takip etmişti...

Tanyeri ağarırken sıra üçüncü safa gelmişti. Üçüncü hücum kolunu, ordunun en seçkin askerleri teşkil etmekteydi.



Bursa'nın Ulubat köyünden Hasan da vardı bu safın arasında. Ordunun bayraktarıydı. Bir elinde kı­lıcı, bir elinde sancağı şahlanmıştı... Ve kulakların­da Sultan Mehmet Han'ın bir akşam evvel iradettiği büyük nutkun sözleri tane tane uğulduyordu:

«Surlar vakıa bir harabe haline gelmiştir am­ma, surlar üzerine atılacak yiğitler büyük bir tehlike ile karşılaşacaklardır. Maharetimiz ve cesaretimiz her şeyin üstündedir. Zafer rüzgârı bizden yana ese­cektir. Konstantiniye bizim olacaktır...»

Bursa'nın Ulubat köyünden bayraktar Hasan da yaklaşmıştı surların üzerine. İri parmaklarıyle gön­derini sımsıkı kavradığı şanlı bayrağı, elindeki o kutsal emaneti mutlaka surların üzerine dikmeyi ak­lına koymuştu Hasan. Hilalli sancağın surların üze­rinde dalgalandığı anda düşman için her şeyin bit­miş olacağına inanıyordu.

Bir fırsatını buldu Ulubatlı Hasan. Elindeki kılı­cını savurarak sur harabeleri üzerine doğru atıldı. Birkaç yiğit de kendisini takip etmişlerdi. Hasan en önde idi. Bir yandan kılıcını sallıyor; bir yandan da hilalli sancağı gözlerini diktiği burca doğru ulaştır­maya çalışıyordu.

Bu cehennem ateşinin ortasında, koçyiğitler yi­ğit! Hasan, Iğrikapı tarafındaki burcun üzerine çık­mayı başardı. Sancağı dikti o burcurj üzerine. Fakat aynı anda mancınıkla atılan büyük bir taşın ağırlığı altında dizleri üstüne düşüverdi. Doğrulmaya çalış­tı. Fakat aynı anda üstüne belki otuz, belki kırk ok birden yağdı. Oracıkta yere yığılıverdi.

Peçevî'nin ünlü tarihinde «Adem ejderhası» ola­rak vasıflandırdığı dev cüsseli yiğit Ulubatlı Ha-san'ın diktiği sancak, o anda Bizans'ın tüm ümidini yitirivermişti. Türkün bayrağı ve yeniçerinin serpu­şu artık surların üzerinde idi. Bili üç günlük direnişi kökünden tüketen an gelmişti. Öte yandan sanca­ğın Bizans surları üzerinde dalgalandığını gören Türk askeri coşmuş ve bir ok gibi atılmıştı ileri.

Nihayet Hazret-i Peygamber'imizin müjdelediği tarihî ve kutsal an gelip çatmıştı. 23 yaşındaki Sul­tan Mehmet Han secdeye gelerek Ulu Tanrı'ya şük­retti. O andan itibaren genç hükümdar ve kuman­dan «Fâtih» unvanını da almış oluyordu...
 
< Önceki   Sonraki >

Şuanda 36 misafir bağlı