Teknoloji ve Tasarım Dersi Anasayfa arrow Ünlü Türk Büyükleri arrow Nasrettin Hoca












Nasrettin Hoca Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 12
Kötüİyi 
ON İKİNCİ asırda yaşamış olan. büyük Türk fi­lozofudur. Doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. İlk öğrenimi, doğduğu köy olan Sivrihisar'a bağlı Horto köyünde yapmış, daha sonra Akşehir'e yer­leşerek medreselere devam etmiştir. Uzun süre Akşehir Kadılığı görevinde de bulunan Nasrettin'in nükteleri sadece ülkemizde değil, bütün dünyada ünlüdür, do yaşma koaar yaşadığı tahmin edilmek­tedir.   Türbesi. Akşehir'de   bir «Ziyaret»     yeridir.
 
ELİN ağzı torba değil... Bir gün komşuları, Nas­rettin Hoca'ya karısını çekiştirmeye başladı:

«— Hocam, söylemek bize düşmez ama, karın, o kapı senin, bu kapı  benim, çok geziyor...»

Hoca,  kaşlarını  çattı:

«— Yok canım» dedi «Gezmez...»

Konu komşu; «Sen öyle bil, ama geziyor...» di­ye diretince, Hoca öfkelendi:

«— Niye inat ediyorsunuz be insafsızlar» dedi. «Benim hâtûn bu kadar gezseydi, biraz da bizim eve uğrardı...»

.... Akşehir'e yolu düşenler. Hoca merhumun türbesini ziyaret etmezse «Gülmekten yana nasibi kesilir» derler. Hattâ yakın zamana kadar, düğün dernek kurulurken, Hoca merhumun türbesine ge­len, onun ruhunu da şölene davet eden çok olurdu.

Bu türbe, şöyle uzaktan bakılınca çadıra ben­zer. Etrafı açıktır ama, kapısında koca bir kilit asılı­dır. Rahmetli öyle istemiş, öyle yapmışlar. Sözün kı­sası, son nefesinde bile  nükteyi  bırakmamış.

İşte Nasrettin Hoca, sekiz yüzyıldır bu türbede yatar. Hani, karısının suratsızlığından, eşeğinin ina­dına kadar hayatını âdeta ezbere biliriz de, geniş bir hâl tercümesi bir türlü elimize geçmemiştir. Bu yüz­den Hoca merhumun doğum tarihi de, ölüm tarihi de, bütün araştırmalara rağmen öğrenilememiştir.

Hemen belirtmeli, Hoca merhum, Türk halkının. ince zekâsında ve lâtif nüktelerinde efsaneleşen bir dâhidir. Bunca nükteyi «şaklabanlık» olsun diye yapmamıştır. Niyeti, etrafı eğlendirmek değildir. Her nüktenin altında, bir gerçek- gizlidir. Parayı veren, düdüğü çalar, dediği gibi...

Nasrettin Hoca'nın on ikinci yüzyılda yaşadığı­nı, o devirde Sivrihisar Müftüsü olan Hasan Efendi' nin «Mecmua-i Maarif» adlı eserinden öğreniyoruz. Hasan Efendi, tamamlayamadan vefat ettiği bu eser­de, Nasrettin Hoca'dan da bir nebzecik bahsetmiştir.

Buna göre, Nasrettin Hoca, Sivrihisar'ın Horto köyünde doğmuştur. Babası, köyün imamı Abdullah Hoca'dır. Küçük Nasrettin, ilk derslerini babasından almış, sonra Sivrihisar'da medreseye devam etmiş­tir.  İyi bir öğrenim gördüğü sanılmaktadır.




Babası ölünce, köy imamlığı ona kalmış ve «Ho­ca» unvanını böylece kazanmıştır. Fakat Nasrettin Hoca'nın kö.y imamlığı uzun sürmemiş, gidip gel­dikçe pek sevdiği Akşehir'e yerleşmeye karar ver­miştir. «Mecmua-i Maarif»te, Nasrettin Hoca'nın Hor­to köyü imamlığını, aynı köyden Mehmet Efendi'ye devrederek, genç yaşta Akşehir'e göç ettiği yazılıdır.

Nasrettin Hoca'nın Akşehir'de baş-göz edildiği ve görücü usulüyle evlendiği karısının, Akşehir'e yakın Koza köyünden olduğu bilinmektedir. Hoca merhum, yüzünü ancak dünya evine girerken göre­bildiği karısından çok çekmiştir. Onun suratsızlığı kadar aksiliğini, hattâ eteği belinde ne kadar dolaş-sa da  savrukluğunu  anlatan  pek  çok fıkrası  vardır.

Bir gün, komşu evden cenaze çıkar. Yakınları, arkasından  ağlaşır,  bağırışırlar:

«— Odsuz, ocaksız, o karanlık dünyaya nasıl göçersin! Ah, bizi  bırakıp da nssıl gidersin!..»

Hoca bu ağıtlara kulak verirken, bir de bakar ki karısı kapıyı aralamış, başını uzatmış, olup biten­leri  seyre dalmıştır. Pür telâş seslenir:

«— Aman hatun, kapa şu kapıyı. Ağlaşaniann dediğine bakarsan,'rahmetli galiba  bize geliyor...»

Nasrettin Hoca'nın doksanına kadar yaşadığı ri­vayet edilir. Kendini büyük küçük herkese sevdiren Hoca merhum, Akşehir'de «Kadı»lık mevkiine kadar yükselmiş, uzun yıllar bu görevde kalmıştır.

Cübbesi hocalığından, kürkü kadılığından yadi­gârdır. Kürkün hikâyesini bilirsiniz. Lâfın altında az hikmet mi gizlidir?...

Nasrettin Hoca'yı büyük bir ziyafete davet eder­ler. «Çalım satıyor» demesinler diye, kürkünü bıra­kır, günlük esvabıyle gider. Ama, aldırış eden ol­maz. Canı sıkılır Hoca'nın. Ziyafet evinden usulca çıkar. Kürkünü giyer, gelir. Bu defa kapılardan kar­şılarlar onu. Bir saltanat, bir ihtişam, baş köşeye otur­turlar. Yemek başlar. Hoca merhum, besmeleyi çekip, kürkünün eteğini çorbaya uzatıverir. Sofrada kim varsa, hayretle bakarlar Hoca'ya:

«—  Hayrola Hocarp, ne yapıyorsun?...»

Hiç istifini bozmaz.  Gene uzatır kürkün ucunu:

«Bu iltifat bana değil, sana...» der. «Ye kür­küm, ye...»
 
< Önceki   Sonraki >

Şuanda 41 misafir bağlı