Teknoloji ve Tasarım Dersi Anasayfa arrow Ünlü Türk Büyükleri arrow Levni
Levni Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 13
Kötüİyi 
l   





7-1732




XVIII. YÜZYILIN büyük minyatür sanatçısı. Asıl adı Abdülcelil Çelebi'üir. Resimlerinde Levni (Renkçi) adını kullanırdı. Hayatı hakkında çok az bilgi vardır. Edirne'de doğmuş, küçük yaşta İs­tanbul'a gelmiştir. Saray Naktşhanesi'ne alınmış-tır. Hevesi müzikle uğraşmaktaydı. Nakışta, yani resimde ve şiirde büyük istidat gösterdi. Nakkaş-başılığa ve padişah musahipliğine kadar yüksel­di.  Eyüp'teki    Sadiler    Tekkesi'nde    yatmaktadır.



 



K

ER ne kadar saray nakışhanesinden yetişme ise de Levni Abdülcelil Çelebi, aynı zamanda şairdi de. Üçüncü Ahmet'e sunduğu bîr kasideden bu ün­lü şairin yeterince rahat bir hayatı olmadığı, fakir­lik ve sefaletten bir türlü kurtulamadığı anlaşılır. Müzikle uğraşmış olması da ona fazla bir şey sağ­layamamıştır. Talihsiz sanatçı, saray musahipliğine, yani padişahın sohbet arkadaşlığına, hattâ nakkaş-başılığa yükseldiği halde bu rütbeler, bu payeler sa­dece onun şöhretini artırmış, ama aynı durumdaki­lere sağlanan faydayı getirmemiştir.

Nitekim, 1732'de ölümünden sonra Levni'den bugüne yalnız tezhip ve minyatürleri kalmıştır. Çün­kü nakış sanatında gerçekten eşsiz bir üstattı ve Ab­dullah Buhârî gibi, Fasih Dede gibi, Fennî ve Eyyu-bî Derviş Hasan gibi birçok minyatürcüler onun bu­luşlarından  yararlanmışlardır.

«Renkçi» anlamına gelen Levnî imzasıyla sade­ce Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde değil, daha o zaman bile Avrupalıların iyi tanıdığı büyük sanat­çı, «Minyatür» sanatında çığır açmış, minyatüre, üçüncü boyutu, yâni derinliği getirerek, batı anla­mındaki  resme yaklaşmıştır.

Levni minyatürcülüğe, tezhip çalıştıktan sonra geçmiştir. Kitap kenarlarını renk ve yaldızla süsle­mek anlamına gelen tezhip (altınlama) sanatı göz-nuru ve sabır isteyen bir hünerdi. Buradan insan fi­gürleri yapmağa geçen sanatçı, Iran minyatürcüleri gibi sayfayı alabildiğine doldurmamış, teferruata önem vermemiş, tek figür yapmayı tercih etmiştir. Ancak bu tek figürün teferruatında son derece ger­çekçi davrandığı gibi, gelenekçi minyatürün aksine, vücut hareketleriyle yüz ifadesinde ruh durumunu yine gerçeğe uygun bir şekilde belirtmeğe dikkat etmiştir.

Levni'nin eserleri çoğunlukla Topkapı Sarayı'rı-dadır. Sûrname minyatürlerinden başka albüm ha­linde eserleri de vardır ki, bunlarda, yaşadığı günle­rin hayatından sahneler ve figürler tasvir etmiştir. Dansözler, sipahiler, şehzadeler, köçekler, sazendeler ve benzerleri gibi. Temiz renklerle dümdüz boyanan bu yapraklar, sonradan dikilerek albüm haline geti­rilmiştir. Her birinde Levni'nin ayrı ayrı imzasının bulunuşu bu fikri vermektedir. Üstelik, bazı resim-



lere kendisinin değil, o resmin Levni'ye ait olduğu­nu bilen bir başkasının imza attığı da tahmin edil­mektedir.

Abdülcelil Çelebi'nin, XVIII. yüzyılda başlayan «Batılılaşma» hareketlerine yabancı olmadığının b'r delili, Topkapı Sarayı Portreler Galerisi'nde bulunan Üçüncü Ahmet'le şehzadelerinden birini gösteren büyük boydaki eserdir. Buna, batı resmi tarzında bir portre demekten ziyade büyültülmüş bir minya­tür demek daha doğru olur. Bu dev minyatürde ze­min, duvar ve tahtın kumaşı, tıpkı bir tezhipçinin yapacağı şekilde süslenmiş, ama gerek taht, gerek bunda oturan padişahta perspektif kurallarına uyul muştur. Öyleyken, şehzade, babasına nispetle çok küçük gösterilerek tâ Hititlerden, Sümerlerden beri bütün ilkel sanatlarda görülen boy hiyerarşisi, kud­retlinin iri, zayıfın küçük ölçüde yapılması özelliği­ne uyulmuştur.

Sümâme minyatürlerine gelince, bunlar, devrin günlük yaşantısını, şehzadelerin sünnet düğünleri vesilesiyle yapılan şenlikleri sahne sahne tespit et­mekte ve bu sahneler, olayların birbirlerini kovala­yış sırasına uygun olarak gösterilmektedir. Teknik bakımdan değilse de gözlem bakımından Levni'nin ne kadar gerçeklere bağlı olduğu Sûrnâme'den da­ha iyi anlaşılmaktadır. Bu eser, İstanbul Üniversitesi Türk Edebiyatı Kürsüsü tarafından baştan sona ka­dar renkli olarak dokümanter filim halinde tespit edilmiştir.

Levni'nin minyatürlerindeki bir başka özellik de yüz karakterleridir. O zamana kadar insan yüzleri kalıplaşmış olarak çizilirdi. Minyatürcüler, belli bir yüz kalıbı öğrenir, onu tekrarlarlardı. Oysa Levni, fi­gürün özelliğine göre yüzlerdeki biçim ve ifadeyi değiştirmiştir.

Levnî, 1732'de hayata gözlerini yumduğu za­man, bütün sanat dünyası, onun arkasından gözyaşı dökmüş ve nâ'şı, Otakçılar Camii yakınındaki Sadi­ler Tekkesi'nde toprağa verilmiştir. Hacı Hüseyin Ay* vansarayî, «Camiler Bahçesi?> adlı eserinde, onurf kabrinin yerini tarif eder ve cenazesinin pek hazin kaldırıldığını belirtir.

Levnî'nin minyatürleri, günümüzde, tarih araş tırmacıları için çok değerli bir kaynaktır
 
< Önceki   Sonraki >




Biber hapı


Şuanda 26 misafir bağlı