|
|
| Karagöz |
|
|
|
ONDÖRDÜNCU ASIR TÜRK halk zekâsının bir ifade vasıtası olan Karagöz'ün: çeşitli yazılı kaynaklar. karagöz oynatanlar. bu sevimli kişinin yaşadığına inanan Anadolu halkının kuşaktan kuşağa söyledikleri, çelebinin Orhan Gazi (1326 - 13611) zamanında yaşadığında birleşirler. Nereli ve kimin oğlu olduğuna dair bilgimiz yoksa da altı yüzyıldan beri aramızda yaşayan Karagöz'ün mezarı Bursa'da, Çekirgeye giden yol üzerindedir. Çok zari) bir türbedir. I H ALK ve Karagözcüler arasındaki söylentiye göre, Sultan Orhan Bursa'da Ulucami'i yaptırırken, Karagöz camiin kurşun işlerinde, asıl adı Hacı Eh-vat olan Hacivat da taş işlerinde çalışıyormuş. Mantığın, zarafetin, çelebiliğin örneği sayılan Hacivatla, kalenderliğin, rintliğin, doğru sözlülüğün ve özlüğün timsali olarak tanınan Karagöz, bu yapı işinde tanışırlar. Birbirlerinin sohbetinden o kadar hoşlanırlar ki, işe güce bakmaz olur, akşamlara kadar sohbet, şakalaşma ve tekerlemelerle vakit geçirirler. Bunların eğlenceli sohbetlerine dalan diğer işçiler de çalışamaz olurlar. Böylece de inşaat durur. Bir teftiş sırasında durumu öğrenen Orhan Bey, gazaba gelir ve camiin inşasının aksamasına sebep olan bu iki işçinin kafalarının kesilmesini emreder. Yine bu rivayete göre Hacivat, Ulucami'in mihrap tarafında bir çukura, Karagöz de Bursa Çekirge yolu üzerinde bir mezara gömülmüştür. Karagöz ile Hacivat için ikinci rivayete göre de onları idam ettiren Sultan Orhan değil, veziridir. Cami inşaatının teftişine vezir gelmiş, herkesin işi gücü bırakıp Karagöz ile Hacivat'ı seyre daldığını görünce hiddetlenerek oracıkta kafalarını kestirmiş tir Karagöz'le Hacivat da kesik başlarını, koltuk larının altına alarak doğruca Sultan Orhan'a şikâ yete gitmişlerdir. ' Üçüncü söylentinin yeri değişik. Anadolu'da yüzlere varan beyliklerin bulunduğu devir. Sivrihisar Beyi kendisine bir saray yaptırmak ister. Mimarı ve nedimi olan Hacivat işe başlar. Bir süre sonra dülger lâzım olur. Hacivat ta, yüzü maymun kadar çirkin, fakat gayet zeki, cerbezeli ve nükteli bir kişi bulup getirir. Bu adamın o kadar büyüleyici bir konuşması vardır ki diğer işçiler, bunun sözlerini dinlemekten işlerini ihmal ederler. Hattâ geceleri, ateşin etrafına toplanırlar ve bu adama hayatın derinliklerine dair sorular sorarlar. Bu adamın adı Karagöz'dür. Sivrihisar Beyi her cuma namazından sonra işyerini kontrol etmektedir. Bir de gelir bakar ki, işler geçen haftadan bir kıl payı ilerlememiş. Nedenini Hacivat'tan öğrenince hiddetlenerek Karagöz'ün başını kestirir. Her üç söylentinin de sonu hemen hemen ay- nıdır. Birincisinde, iç acısı çekmeye başlayan padişahın acısını dindirmek isteyen Şeyh Küşteri, bir perde kurar, Hacivat ile Karagöz'ün deriden yaoıl-mış tasvirlerini perde arkasından oynatıp onların şakalarını tekrarlayarak padişahı avutur, bu yüzden Karagöz oyununun beyaz perdeden ibaret sahnesine Türkiye'de Şeyh Küşteri Meydanı da denilir. Hazret-i Sultan Orhan Rahmetullahtan berû Yâdigâr-ı Şeyh Küşter'den becâdır pederimiz. Üçüncü rivayette Karagöz'ü sahneye koyan arkadaşı Hacivat'tır. Ölümleri bir hicran yaratan insanların hayallerini bir perdeye aksettirmek suretiyle doğan Karagöz oyunu, Türkçe birçok cümleleriyle hafızalarda yer etmiş sözlerle zengin, güzel ve ahenklidir. Bu esas itibariyle bir İstanbul Türkçesidir. Bu Türkçede zaman zaman sevimli halk tekerlemeleri tekrarlanır. Karagöz ve oyunu yüzyıllar boyu yaşamıştır. Evliya Çelebi de; Karagöz ve Hacivat'ı Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış olduklarını yer göstererek ve fıkralarryle anlatır. 18. yüzyılda Üçüncü Ahmet'in yedi yaşındaki kızının evlenmesi münasebetiyle yazılan «surname» de, dört yerde perde kurulup hayal oynatıldığı yazılıdır. Sultan Abdülaziz ile Abdülhamit devrinde Karagöz gerek sarayda, gerek halk arasında hayli rağbettedir. Abdülhamit devrinde Yıldız Sarayı'nda karagöz oynatıldığından bahseden merhum Ahmet Rasim Bey, Mehmet Efendi adındaki bir karagözcünün bir anısını «Muharrir Bu Yan da yayınlamıştır. «Bir gece karagöz oynatılması hakkında irade geldi. Perdeyi kurdum. Sıra gelmişti, şarkısına başladık: Ay'a bak, yıldıza bak, Şu karşıki kıza bak diye okuyacaktım. Tam «Ay'a bak» dediğim esnada bir de perdenin sağ tarafına bakayım ki Sultan Ha-mit bizi seyretmiyor mü?.. Bir anda hatırıma «Yıldız» kelimesinin böyle bir yerde ağıza alınmasından dolayı sonunda karşılaşacağım akibet geldi ve Aya bak, havaya bak, Karşıki tavaya bak! Dedim ve işin içinden sıyrıldım |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


