Teknoloji ve Tasarım Dersi Anasayfa arrow Ünlü Türk Büyükleri arrow ismail Dede Efendi












ismail Dede Efendi Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
ÜNLÜ Türk bestecisi. İstanbul'da doğdu, iyi bir öğrenim gördü. Yenikapı Mevlevihanesi'nde, genç bir yaşta «Dede» payesini kazandı. Daha ilk beste-leriyle, devrin hünkârı III. Selim'in dikkatini çek­ti. Uzun yıllar, tam bir «Musiki Akademisi» anla­mını taşıyan saray fasıllarında önemli mevkie sa­hip oldu, hattâ Başmüezzinliğe kadar yükseldi. Hacı olmak üzere gittiği Hicaz'da vefat etti. Me­zarı ayni yerde, Hazrct-i Hatice'nin ayakucundadır.
 


1778 - 1846
 

mîzâde ismail Dede Efendi. O gün Kurban Bayramı' nın ilk günüydü. Bu yüzden ismail adını verdiler. Babası Süleyman Ağa Rumeli göçmeni idi- Devlet kapısında yetişmiş, bir ara Cezzar Ahmet Paşa'nm mühürdarlığmı yapmıştı. Sonra memuriyeti bırakıp istanbul'a geldi, Şehzâdebaşı'ndaki Acemoğlu Ha-mamı'nı satın aldı ve burasını işletmeye başladı. İs­mail Dede'nin «Hamamîzâde»liği buradan gelir.

Sesinin güzelliği annesi Rûkiye Hanım'a çekmiş­ti. Hekimoğlu Ali Paşa Camii yanındaki Çamaşırcı Mektebi'nde tahsile başladığı zaman güzel sesiyle ilâhici oldu. Sonra da ilâhicibaşılığına getirildi.

İlk musiki bilgisini usta bir musikişinas olan Un-cuzâde Mehmet Emin Efendi'den aldı. Bu derslerde gösterdiği büyük başarı karşısında Mehmet Emin Efendi, kalkıp babası Süleyman Ağa'ya giderek «Oğ­lunla iftihar edebilirsin. Musiki bahçesinde nadide bir gül yetişiyor. Ancak dersleri bir nizama bağla­mak gerek» dedi. Bundan sonra İsmail, ciddî bir lusiki öğrenimine başladı. Dersler tam 7 yıl sürdü.

Uncuzâde, Maliye Nezaretinde hatırlı bir me­murdu. İsmail'i memur vekili olarak bu daireye aldı. Ancak o memuriyet hayatına bir türlü ısınamadı. Bir gün Yenikapı Mevlevihanesi'nde Şeyh Ali Nutkî De­de'nin semâlarını gördükten sonra ona büyük bir muhabbetle bağlandı. Haftada iki defa bu dergâha gelip ders görmek için Ali Nutkî Dede'den el öpüp izin aldı. Ney çalmasını bu dergâhta öğrendi, mu­sikî bilgisini yine bu dergâhta kuvvetlendirdi. Ken­dini tamamen bu, dergâha verebilmek için memuri­yet hayatını bıraktı, derviş oldu. O yaşta kimsenin kolay kolay girişemeyeceği «Binbir gün süren der­vişlik çilesi»ni kabul etti. Bu çile hücresinde ken­disini tamamen musikiye vermişti. «Buselik» maka­mındaki ünlü şarkıcını orada besteledi:

Zülfündedir benim bahf-ı sivâhım Sende kaldı gece gündüz nigâhım Incidirmiş seni meğer ki ahım Seni sevdim, odur benim günâhım

Bu şarkıyı dinleyip pek beğenen ve kendisi de usta bir bestekâr olan devrin hünkârı III. Selim, bes­tecisinin  huzuruna getirilmesini   istemişti. Saraydan




derhal Yenikapı Mevlevihânesi'ne haber salınmış ve hücresinde dervişlik çilesini doldurmakta bulunan 20 yaşlarındaki Hamamîzâde İsmail Efendi, derhal bir ata bindirilerek Topkapı Sarayı'na gönderilmişti. Genç bestekâr, o günlerden kalma kayıtlara göre «Huzur­da en güzide saz heyetiyle beraber meşkettiği şar­kısını, hünkârın iradesiyle tam üç defa tekrarladı ve büyük iltifata mazhar oldu...

21 yaşında iken çilesini tamamlayıp «Dede» un­vanını alan genç bestekâr bundan sonra III. Selim'in musahipleri arasına katıldı. Haftada iki defa saray­da, hünkârın huzurunda kurulan fasıilara devam et­ti, bir süre sonra da «Başmüezzin» oldu.

Tam kırk yıl süre ile saraydaki görevine devam etti Hamamîzâde İsmail Dede. Yüzlerce beste verdi bu sürenin içinde. III. Selim'den sonra tahtta çıkan II. Mahmut da Türk musikisinin bu büyük ustasına özel bir değer verdi. Ancak II. Mahmut'tan sonra tahta çıkan I. Abdülmecit, batı musikisini tercih eden ilk hükümdar olmuştu. Saraydaki musiki faaliyeti da­ha ziyade batı musikisine dayanmasına rağmen, o da babasıyla amcasının büyük hürmet ve sevgisini kazanan   usta   bestekârı   meclislerinden   ayırmadı.

Avrupa'dan gelen bir musiki heyetinin sarayda verdiği konserde çaldığı valslerden pek hoşlanan Abdülmecit, yanında bulunan Dede Efendi'ye hitap­la: «— Baka Dede, frenkler nasıl makamlar bulup çıkarırlar» dediği zaman yaşlı bestekâr «Kulunuzun da yabancısı değildir bu makam» cevabını vererek padişahın hayretini uyandırmıştı. Yabancı musiki he­yetinin saraydaki çalışmaları sırasında pencereden gelen melodileri dinleyen Hamamîzâde İsmail De­de, valsi Türk musikisine mükemmelen adapte ede­rek bir beste yapmıştı. Bunu okudu:

Yine bir gülnihâl aldı bu gönlümü. Sim ten, gonca fem, bîbedel ol güzel Âteşin ruhleri yaktı bu gönlümü Pür edâ, pür cefâ, pek küçük, pek güzel

Türk musikisinde ilk kez vals ikaı, bu rast şar­kının nağmelerinde dile geliyordu Büyük Dede Efendi, Türk musikisindeki büyüklüğünü bir kez da­ha göstermiş ve Avrupai melodi kuruluşunu Türk müziği ile kaynaştırmıştı.
 
< Önceki

Şuanda 33 misafir bağlı