Teknoloji ve Tasarım Dersi Anasayfa arrow Ünlü Türk Büyükleri arrow Baki












Baki Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 





1526 - 1600




ASIL adı Mahmut Abdülbâki'dir. Bir müezzinin oğludur. Şair Zati'nin dükkânında saraç çıraklığı ederken zekâsı sayesinde medreseye verilmiş, da­ha sonra ilerlemiştir. Çeşitli kadılıklarda bulun­duktan sonra Anadolu ve Rumeli Kazaskerlikleri'm kadar yükselmişse de. asıl istediği «Şeyhülislâm-lıkua erişemeden ölmüştür. 4 padişah devrinde göz-deliğini korumuş, ama çok kıskanılmış bir şairdir. En önemli eseri. Divan adiyle ■ toplanan şiirleridir.



 



B

ÂKİ EFENDİ, konağında, sinirli sinirli dolaşı­yordu. Yetmişine yaklaşıyordu. Öyleyken sıska de­necek kadar zayıf, hafifçe öne eğik, gözleri alev alev yanan, esmer, çirkince ir adamdı, ama dinçti, için­de, en büyük ilim ve diı ; makamı olan «Şeyhülislâm» olamamanın acısını taşıyordu. Kaç padişaha hizmet etmiş, kaç devletlinin iltifatını kazanmıştı. Kendisi ni, yükselişini çekemeyenler ne iftiralar atmamışlar-' di ki ona... «Meyhaneler beytülharâm, piri mugan şeyhulharem (Meyhaneler Muhammet'in evi, onu yöneten de meyhaneci)» gibi sırf gelenekte olduğu ve daha çok dervişlik taklidi sayılması gerektiği hal­de benzeri şeyler söyledi diye az kalsın kendisini öldürteceklerdi. Oysa Baki gibi bir din bilginin böy­le sözleri belli bir maksat olmadan söylemesine im­kân mı vardı? Kanunî'nin ardından yazdığı ağıt, hâ­lâ, Süleyman Çelebi'nin Mevlit'i gibi söylenmekte değil miydi?

«
 

Çok olur yâr, fakat yâr-i vefâdâr olmaz zünü  boşuna  söylememişti  o.  Elbette,  cenaze na­mazını  Fatih   Camii'nde   kıldıracak   olan   rakibi   Şey­hülislâm   Sunullah   Efendi'nin,   sanki   olacakları   bili­yormuş gibi  yazdığı:

Kadrini seng-i musallada bilüp ey Baki

Durup el kavşuralar kurşuna yârân saf saf beytini okuyacağını önceden kestiremezdi. Ne var ki, şiirleri arasında pek çoğu şimdiden atasözü değe­riyle halk arasında söylenegelmekteydi. Daha kim-bilir kaç yüzyıl da söyleneceğinden başka. Sırası düş­tükçe her bezgin:

Baki kalan bu kubbede bir hoş şada imiş deyip geçecekti.

Baki Efendi, sinirli sinirli dolaşıyordu. Nihayet kapı aralandı. Boylu boslu bir câriye, başı önünde, elleri göğsü üzerine kavuşmuş, içeri girdi. «Beni emretmişsiniz efem?»  dedi.

Şair gülümsedi. Gül yanaklı cariyesine baktı: daha saraydan, haremden, hünkârın hediyesi olarak iki gün önce gönderilmişti.

—  Yaklaş bakayım Tûtî...  Bana gel yavrum...

Adı Tûtî (Dudu kuşu, dilbaz) olan câriye iki adım daha attı. Baki Efendi hâlâ gülümsüyordu. Çün­kü, daha üç gün önce, kendisini hiç çekemeyen şair Nev'i ile atışmalarını  hatırlıyordu. Baki,  çirkin oldu-



ğu için kendisine Karga Baki denildiğini bilirdi. Nev'i Efendi, kâtibi kavuğunu geri iterek, pek hevessiz ve âdeta ısırgan bir sesle:

—     Tebrik ederim, Efendi hazretleri, Tûti'ye kon­dunuz... deyince, şair:

—     Dudu  dudu  diye  pek  uçurma  birader,   her­halde o da  benim gibi karganın biridir... deyip şairi mahcup etmişti.  Ama sonra,  Nev'i, ayak üstü bunun öcünü almış:

Kahr-ı dehr ile olur bülbül gurâna hemnişin Yine şekvayı gurâb eyler, garabet bundadır diyerek, dünyanın  talihsizi  bir bülbül  kargayla aynı yatağa  düşer  de,   sonunda   asıl  karga  şikâyet  eder, demeğe getirmişti.

Baki Efendi, Tûtî'ye sokuldu. Câriye gerçekten güzeldi. Yaşlı şair, samur kürkünü sırtından attı. El­lerini çırptı. Giren iç oğlanına: «Halvet» dedi. Ar­tık onları kimse rahatsız edemezdi. Cariyesini bile­ğinden tutarak yanına oturtmak istedi. Ama, uzun boyuna, dinç görünüşüne rağmen bu gaga burun­lu, esmer, gözleri korkutucu bir şekilde parlayan adam, kızcağızı fena halde ürkütmüştü. Bir an ken­disine sarayda, haremde öğretilen her şeyi unuttu ve toy bir küheylân gibi geri çekildi.

işte ne olduysa o anda oldu. Neye uğradığını anlamayan Şair Baki, birden ayağa fırladı. Hışımla ca­riyesine bir tokat attı ki, kapıda duran iç oğlanı he­men içeriye daldı. Gördüğü manzara şuydu: Os­manlı şiirinin en büyük üstadı, beynine sıçrayan kan sebebiyle birdenbire yaşlı bir kütük gibi mindere devrilmiş, can çekişiyordu. Bâki'nin ölümü, böyle olmuştu.

... Ve böylece Bâki'den, bu kubbede baki ka­lan bir hoş seda oldu. Baki için büyük cenaze töre­ni tertiplendi. Bu törene, devrin ünlü sanatçıları, devlet adamları katıldılar ve gözyaşları içinde top­rağa verildi.

Baki, kendi kendini yetiştirmiş, medreselerde okumuş, adını çok genç yaşta, devrin âlimleri ara­sında duyurmuştu.

Halep, Mekke ve Medine kadılıkları da yapan Bâki'nin, divanından başka, «Mevahib-UI-Ledünni-ye» ve «Hâdis-i Erbain» tercümeleri ve «Fezail-iil Cihat» isimli eseri ünlüdür.
 
< Önceki   Sonraki >

Şuanda 28 misafir bağlı